Türkiye’nin IMF evliliği aşk evliliği mi mantık evliliği mi?
Bu gün Radikal gazetesinde Mahfi Eğilmez’in bu yazısını okudum ve kendisinin çok güzel bir noktaya parmak bastığı belli. Mahfi Eğilmez, ilk önce düşük kur – yüksek kur korelasyonunun açıklamasını yapıyor ki çok doğru bir düşünce ve çok güzel dile getirmiş. Mahfi Eğilmez’in ağzı ile;
Buna göre Merkez Bankası’nın faizi yüksek tutması kurun düşük kalmasına neden oluyordu. Bu akıl yürütmeden giderek akla şu soru geliyor: Kurun düşük kalmasının kime yararı olabilir? Tek tek yararlanan ve zarar görenleri saymak mümkün tabii ama makroekonomik açıdan bakarsak bu işten en büyük yararı ekonominin geneli görüyor. Çünkü düşük kur makro göstergelerin lehine çalışıyor. Örneğin GSYH’nın dolar cinsinden daha büyük görünmesini sağlıyor.
Ama benim asıl ilgimi çeken ise Mahfi Eğilmez’in bahsettiği ikinci konu; Türkiye’nin IMF ile tekrar anlaşmak istemesi. İşte bu konuda Mahfi Eğilmez Hocam ile biraz fikir ayrılığında oluyorum.
Mahfi Eğilmez dediğinin aksine bence Türkiye IMF ile gerçekten de akreditasyon için masaya oturuyor. Fakat “akreditasyon” kelimesi yanlış bir şekilde kullanılıyor. Daha önce politikacıların hazırladığı ekonomik paketler (Kemal Derviş hariç; oda ne kadar politikacı sayılırsa tabii) ne yazık ki politikacıların yanlış bilgisi veya popülist yaklaşımları ile başlamadan hüsranla bitmiştir. Yani diyeceğim yabancı yatırımcı Türkiye’nin politikacılarının tek başına düzgün bir ekonomik politika izleyeceğine inanmıyor. Ne demişler popülist yaklaşımla ekonomik refaha ulaşılmaz, çünkü gelecekte ki nesillerin yüksek bir refah düzeyine erişmesi için şimdi ki neslin sıkıntı yaşaması lazım. Yani sözün özü eğer Türkiye’nin evliliği tamamen mantık ve yatırımcıya bir göz kırpmadan başka bir şey değildir.



