11 Ocak 2010 ~ 0 Yorum

Atatürk’ün Müzik İnkılapları

Atatürk’ün Müzik İnkılapları

Müzik inkilaplarının köklerini incelediğimizde sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel değişme sürecinin 19. Yüzyıl sonlarında Osmanlı Devletinde ki Tanzimat Dönemi uygulamalarıyla karşılaşırız. Fakat müzik anlamında “modernleşme” veya içerik açısından “batılılaşma” eğilimleri,1923’te Atatürk’ün önderliğinde ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti ile hız kazanması ve sonuca varması raslantı değildir .(Murat Okan) Nitekim, yeni kurulmuş bir devlet olan Türkiye Cumhuriyet’inde çoğu yeni devletin yaptığı gibi siyasal otorite ve ekonomik kalkınma geleneğini değiştirerek, bu gelenekten fazlasıyla yararlanmıştır. Başka bir deyişle, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde yapılan müzik inkilapları “modernleşme” arayışı içinde olup, her “modernleşme” arayışının aynı zamanda gelenekselliği de yeniden canlandırdığı ve gelenekselleşmeden güç aldığı söylenebilir.

Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde Müzik İnkilapları Amacıyla Kurulmuş Kurum ve Kuruluşlar:

sarı-zeybekCumhuriyet döneminde Türkiyede yapılan müzik inkilaplarını daha iyi anlayabilmek için öncelikle Cumhuriyetin ilk yıllarındaki müzik kurumlarını ve kuruluşlarını iyi anlamak gerekir. Daha önce söylediğim gibi, Tanzimat döneminde başlayan batı düşüncesine yönelik gelişmeler ve müzikte çok seslilik düşüncesine yönelme ancak Cumhuriyet döneminde akademik olarak gelişmiş ve bir temele oturmuştur. Bu sonuca ulaşabilmek için; Atatürk’ün önderliğinde Fasıl Heyeti, Bando ve Orkestra bölümleriyle beraber Müzika-i Hümayun (Saray Orkestrası) 1924 yılında Ankara’ya taşınır ve Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti (Cumhurbaşkanlığı Müzik Topluluğu) adını alır. Yine aynı yıl çıkan Tevhid-i Tedrisat Yasası (Eğitim Yasası) ile birlikte “ilk müzik öğretmeni okulu” ünvanıyla “Musiki Muallim Mektebi” açılıp; ilk kuşak besteci ve yorumcularımızı yetiştirmekte büyük rol oynamıştır. Müzikteki yeniliklerde bununla yetinmeyip 1926 yılında Meşrutiyet döneminden beri hizmet veren “Darülelhân” adındaki konservatuvar, batı müziği eğitimi vermeye başlayarak Belediye Konservatuvarına (İstanbul Universitesi  Devlet Konservatuvarı) adı altında modernleştirilmiştir. Türk Müziğinde bu değişiklikler yaşanırken, bir yandan da Atatürk yeni müzik anlayışımızın Avrupa’da ses bulması amacıyla Riyaset-i Cumhur Musiki Heyetini 4 aylık bir Avrupa Turnesine çıkartmıştır. (Turan Sağer)

Müzikde “modernleşme” ve “çağdaşlaşma” amacıyla açılan kurumlar etkisini göstermiş ve 1927’den sonra yavaş yavaş çeşitli marşlar ve hafif batı müziği örnekleri içeren repertuarlar oluşturulmuştur. Nitekim “modern” besteleme ile yapılan eserler Türk Müziğine armağan edilmeye başlanmıştır. Bu gelişmeler ışığında, ülkemizde halkın her kesiminin tarafından çağdaş batı müziği benimsenmesi ve anlaşılması için 1932’de Halkevleri kurulmuş ve amacına yönelik hizmet etmiştir. (Turan Sağer) . Bu gelişmelerlede yetinilmeyip Filarmoni Orkestrası kurulmak amacıyla daha önce bahsettiğim Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti, Milli Eğitim Bakanlığına bağlanıp Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası adını almıştır. Şefliğini Osman Zeki Üngör üstlenmiştir. Osman Zeki Üngör’ün görevi bırakmasından sonra sırasıyla Ahmet Adnan Saygun ve Dr. Ernst Praetorius şefliğini yapmıştır. Saydığımız orkestra şeflerinin döneminde Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası gerek yurt içinde gerekse yurt dışında hem kendini hem de çağdaş Türk Müziğini başarıyla temsil etmiştir. Bahsettiğimiz kurumlarla ve okullarla Modern Türk Müziğinin temelleri oluşturulmuştur.

Modern Türk Müziğini daha da geliştirmek amacıyla 1935 yılında Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, hemen ardından Ankara Devlet Konservatuvarı kurulmuştur. Yine aynı yıl, hız kesmeden daha önce Müzik inkilabının başında kurulan Musiki Muallim Mektebi, Gazi Terbiye Enstitüsüne bağlanmış ve başına hafif batı müziğinin gelişmiş olduğu Almanya’dan Eduard Zuckmayer getirilmiştir. Görüldüğü üzere, Cumhuriyet dönemi müzik politikalarında kurumların kurulması kadar nesillerin modern ve çağdaş bir Türk müziği eğitimi alması için okullar açılmıştır. Hatta Eduard Zuckmayer gibi Avrupalı müzik adamları ülkemize getirilmiştir. Türkiye’yi ziyaret eden Avrupalı müzik adamları sadece eğitimi arttırmak için değil aynı zamanda ülkemizden halk ezgileri de toplamaktaydılar. Örneğin, Macar besteci ve etnomuzikolog Béla Bartók Türkiye’ye gelip Anadolunun çeşitli yörelerinde halk müziğimizden ezgiler ve motifler toplayıp; dönemin başarılı müzisyeni Ahmet Adnan Saygun’la fikir alışverişine girmesi şaşırtıcı ve mutluluk vericidir. Bunun nedeniyle, Türk Halk Ezgileri Arşivi, Ankara Devlet Konservatuvarına bağlı bir birim olarak 1938 yılında kurulmuştur. Ayrıca aynı yıl yine Askeri Mızıka Okulu açılıp batılılaşma sürecine devam edilmiştir. (Turan Sağer)

Görüldüğü üzere Cumhuriyetin ilanıyla yeni kurulan Türkiye batılılaşmış Türk Müziğine sahip olmak için yaptığı müzik inkilapları neticesinde oluşan kuruluş ve okullar amacına yönelik sorumsuz ve mükemmel çalışmışlardır.

Atatürk’ün Müzik Hakkında Düşünceleri ve Müzik Politikasının Altında Yatan İdeolojiler

Müzik inkilaplarını daha iyi anlayabilmek için Müzikteki batılılaşmanın ve çağdaşlaşmanın mimarı olan Atatürk’ün ideolojisi üstünde durmak gerekir.

Cumhuriyetin ilanıyla Atatürk’ün kafasında ki müzik anlayışına uygun bir sistemi halka yayması ve benimsetmesi olanaklar dahilinde olmuştu. Lakin yeni kurulmuş bir ülkede müzik alanına öncelik verilmesi ve müzik alanında yapılan yenilikler Atatürk’ün müzik sanatına verdiği önemin de bir göstergesidir.

Atatürk’ün çok sesli batı müziğine ilgi duyması Sofya’da askeri ateşe olarak görev aldığı zamanlarda başlamıştır. Görevi esnasında klasik müzik konserlerine ve operalara katılmış ve batı müziğini yakından tanıma şansına erişmiştir. Sonrasında Cumhuriyet döneminde müzik inkilaplarına önderlik eden Atatürk müzik alanındaki gelişmeler hakkında düşüncesini şu sözleriyle ifade etmiştir; “Osmanlı Müziği Türkiye Cumhuriyetindeki büyük devrimleri söylecek güçte değildir. Bize yeni müzik gereklidir. Bu müzik özünü halk müziğinden alan çok sesli bir müzik olacaktır. Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü musikide  değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.” (Turan) Açıkca gözükdüğü gibi, Atatürk’ün müzik alanında yaptığı yeniliklerin arkasında duran düşünce; batı tekniğini kendi yapısı ve düşünce dünyası, milli heyecanı ve kültürü ile yoğurarak, kendi öz kişiliğini ortaya koyar ve milli müzik de böylece, kendi tarihi değerlerinden ve örf, adetlerinden ve sanatından, kültüründen aldığı güçle ve ruhla beslenmiş olur.(Sadi Yaver Ataman)  Diğer bir deyişle, Atatürk Türk Müziğinin kendi özünü ancak ve ancak hafif batı müziğiyle birleştirirse milli müziğimize ulaşabileceğimizi düşünmüştü ve bu müzik devrimini yapabilmek için üç önemli unsura ihtiyacı olduğunu biliyordu. Birincisi; kararlı, canlı, sürekliliği olan bir kültür ve sanat politikası, ikincisi, bu alandaki çalışmaların gelişmesi için gereken süreç, üçüncüsü ise; çok sesli müziğin yaratıcı ürünlerini verecek sanatçı kadrolarının yetiştirilmesi idi. Bu unsurları yerine getirmek için ise çözüm olarak müzik alanında öğrenim görecek genç yetenekleri Avrupa’ya yollamaktı ve bu doğrultuda  da Atatürk gerekeni yaptı. (Murat Okan Öztürk)

Cumhuriyet Döneminde Olan İdeolojilerin Atatürk’ün Müzik Politikasına Etkisi ve Farklılıkları

Cumhuriyetin ilk yıllarında düşünce olarak çok etkili olan Ziya Gökalp’in “Türkçülüğün Esasları” adlı kitabında Türk Müziği hakkında şunlar yazılmıştır; “Bugün işte 3 musikinin karşısındayız. Doğu Musikisi, Batı Musikisi ve Halk Musikisi. Acaba bunlardan hangisi bizim için millidir. Doğu muzikisi hem hasta hem de gayrı milli olduğunu gördük. Halk Musikisi milli kültürümüzün, Batı Müziği de yeni medeniyetimizin müzikleri olduğu için her ikiside bize yabancı değildir. Halk musikisi bize bir çok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve Batı Müziğinin usüllerine göre armonize edersek, hem milli, hemde Avrupalı bir musikiye sahip oluruz.” (Gökalp).

İlk bakışta Ziya Gökalp’in müzik anlayışı ile Atatürk’ün müzik anlayışının aynı olduğu düşünülebilir. Fakat Atatürk’ün önerdiği müzik anlayışı, “Yeni Türk Sanat Muziği” toplumun kendi kültür değerlerinde ve dolayısıyla geleneksel müziğine yani halk müziğine dayalı olarak geliştirilmesidir. Diğer bir söylemle, Atatürk hiç bir zaman Avrupalılardan öğrenilen bestecilik teknikleri ile yerel ezgileri “armonize etmenin” çözüm olduğunu düşünmemiştir. (Hindemith)

Fakat Çağdaş Türk Müziğinde, Atatürk’ün önerdiği ve yapmaya çalıştığı yol ve yöntemlerle Ziya Gökalp’in fikirleri çoğunlukla karıştırılmıştır. Her iki düşüncenin temellerine dikkatlice bakıldığında, çok büyük farklılıklar göze batmaktadır. Gökalp yalnızca “Halk Musikisi”, “Batı Musikisi” yöntemlerini ve “armonize etmek” kavramlarının altını çizerken, Atatürk; “ulusal musiki”, “genel  musiki kuralları” ve “işlemek” kavramların üzerinde durur. Açıkcası Atatürk müzikte yeniliği son derece çok yönlü, çok geniş bakış açısı ve çok boyutlu düşünürken, Ziya Gökalp’in yöntemi tek yönlü,tek boyutlu ve dar vizyonlu olarak kalmaktadır. Zaten her iki düşüncenin ana temalarına bakarsak, Atatürk’ün 1933-34 yıllarında uyguladığı müzik politikaları “çağdaşlaşma” üzerine kuruluyken, Ziya Gökalp’in önerdiği düşünce tarzı “batılılaşma” üzerinde durmaktadır. Bu iki düşünce arasındaki diğer bir büyük fark ise; Gökalp’in “ulusal musikimiz ülkemizdeki halk musikisiyle batı musikisinin kaynaşmasından doğacak” demesidir. Kısacası doğu muziğinin kaynaşmasıyla oluşan müziği “ulusal müzik” olarak düşünmez. Bu düşüncesini  dahada ileri götürerek doğu musikisini “eski uygarlığımızda bulunduğu ve orda kalmasını savunup; yeni uygarlığımızın müziği olarak “batı müziğini” nitelendirir. Aslında Gökalp burada yaptığı ile çok büyük bir mantık ve bilimsel yanlışlığa düşmüştür. Çünkü, Türkiye’deki müzik kültürü oluşturan iki uygarlıktan sadece bir yönüyle kaynaşmasını savunurken diğer yönünü tamamen reddetmektedir. Doğal olarak, Atatürk’ün müzik politikaları arkasındaki düşüncelerini asla Gökalp’in düşünceleri ile karıştırmamak gerekir.  (Ali Uçan).

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Yapılan Müzik Politikalarına Karşı Yapılan Eleştiriler

Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk yapmaya başladığı müzik inkilaplarının değerlendirmesini alır ve müzik politikasının doğru yönde gidip gitmediğini kontrol ederdi. Bu nedenle, Avrupadan ünlü müzik adamlarından değerlendirme raporları alırdı. Bunlardan belki de en önem verdiği değerlendirme raporları Alman müzikçi Paul Hindemith tarafından hazırlanmıştı. 1935-1937 yılları arasında Türkiye’ye uzun dönemli gelip müzik kurumlarımızı inceleyen Hindemith, müzik inkilaplarının sonucunda açılan okullarda yapılan müzik derslerine katılıp, “Avrupa Halk Ezgilerinden” örnekleri ülkemizdeki öğrencilerden dinler. Ancak Paul Hindemith’e göre; ülkemizdeki okullarda yabancı ürünleri öğrencilere yanlızca “tınlayışsal ve biçimsel akışıyla” öğretilebiliyordu. Asıl sorunun yabancı halk ezgileriyle eğitim gören çocukların kendi halk ezgilerindeki “bölgesel, budunsal ve zamansal” ilişkilerden mahrum bırakılmasıydı. Haliyle okul müzik eğitiminde kullanılacak şarkılar, eski ve güçlü Türk Halk Müziğinden seçilmeli görüşünü savunan, Paul Hindemith, bürokratlara sunduğu değerlendirme raporlarında ki görüşleri söyledir;

dans ata2 Atatürkün Müzik İnkılapları

“Yeni Türk Sanat Müziği”, ülkenin kendi kültüründe var olan geleneksel müziğine ve özellikle de halk müziğine dayalı olarak geliştirilmelidir. Avrupa’dan öğrenilen bestecilik teknikleri ile yerel ezgileri armonize etmek çözüm değildir. Bu yolla yaratılan müzik, ulusal sanat müziği olamayacağı gibi Türk halkının zevkine ve duyuşuna yabancı gelecektir. Bu bakımdan bestecilerin köylere gidip, kendi öz müziklerini özgün müzikleri ile işitip öylece yaşamaları, duymaları ve halkını yakından tanıyıp onunla kaynaştıktan sonra özgün eserlere yönelmelidir. Bu tür eserleri ısmarlama olamayacağını ve zaman gerektiğini belirten besteci, halkı ile kaynaşan bestecilerin zamanla özgün ve gerçek Türk eserlerinin verebileceğini; aksi yönde çalışmaların ise zorlama olacağını açık yüreklilikle vurgulamaktadır. Bu arada zengin bir halk müziğine ve kültürüne sahip ülkemizin kaynak bakımından şanslı olduğunu da belirtmektedir” (Hindemith)

Hindemith’in bu sözleriyle Atatürk’ün müzik politikasının, Ziya Gökalp’in fikirlerinden ayrıldığını görüp; her iki tarafında “ulusal müzik” anlayışının farklı olduğunu tekrar ortaya çıkarmaktadır. (Necati Gedikli)

Ancak bazı müzik adamları, Atatürk ‘ün müzik politikalarının, aksayan ve yanlış yönleri olduğunu düşünmektedirler. Örneğin dönemin ünlü Türk Sanat Müziği Udi bestecisi Cinuçen Tanrıkorur; cumhuriyet dönemi müzik politikasını şu sözleriyle eleştirir;

“Muzika-i Hümayun’la başlayan “Müzikte de Batılılaşma” çabalarının sonucu olarak, 1916 yılında kurulmuş ilk resmi devlet konservatuarı olan “Darülelhan”daki Türk Musikisi öğretimi, Musa Süreyya Bey ve Zeki  Üngör’ün raporu üzerine Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati tarafından kaldırılıyor, yerine sadece Batı müziği öğretimi konuyordu,  Türk halkının Batı kültürünün  yerleşmesi uğruna  kendi müziğini unutup Batı müziğini öğrenmeğe zorlanması savaşı,   1926′da yalnız batı müziği öğretmeye çalışan  Ankara Devlet Konservatuarı’nın (aynı amaçlı Musiki Muallim Mektebi’nden naklen) kurulması, Türk müziği bilgilerinin okul kitaplarından da çıkarılarak yerlerine  “alaturka”,  “teksesli şehir müziği”,   “çağ gerisi müzik”,   “ucuz hazlar veren iniltili müzik” vb, tahkir ifadelerinin konmasıyla devam etti. Bunun sonunda ise; Batı’ da eğitim veya ihtisas yaptıktan sonra,  ünlü Rus Beşleri!ne özenip (Rimsky-Korsakov, Mussorsky,  Borodin,   Cesar Cui,  Balakirev) kendilerine  “Türk Beşleri”  adını  takan ve senfoni orkestraları için besteledikleri  eserlerin içine bir-iki halk ezgisi,  köçekçe motifi,   Itri nağmesi veya Yunus Emre ilâhisi monte etmekle  “Çağdaş Türk Müziği” ni yarattıklarına kendilerini inandırmış   (Rey,  Erkin,   Alnar,  Saygun, Akses vb,) bir kaç besteciyle bunların öğrencileri yetişmiş oldu. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyesi B.Özyücel’in “Filarmoni” dergisinde yazdığı gibi,   emeklerin blançosu “havanda su döğmek”  oldu, “harcanan yüzbinler  hedefe değil, sokağa” gitti.  Ve Türk toplumunun çoğunluğu, M,E,B,  ve TRT gibi devlet kurumlarının 50 yıllık masraf ve çabalarına rağmen,  ne öğretilmek istenen Batı müziğinin,  ne de unutturulmaya çalışılan kendi müziğinin ciddi repertuarını tanıyamadı,  severek anlayarak dinlemesini öğrenemedi.” (Cinuçen Tanrıkorur)

Bir başka ünlü müzikolog ve besteci Yalçın Tura ise Cumhuriyet dönemini yine şöyle eleştirir;

“Cumhuriyet, Türk milleti için yeni bir hayatın başlangıcı olduğu kadar, Türk müziği için de yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Cumhuriyet idaresinin Türk Müziği bakımından ilk icraatı, ne yazık ki bu müziği okullardan kovmak, resmen öğretimini yasaklamak şeklinde olmuştur. Türkiye’de Türk müziği öğretimine son verilmesinin ardından, Dahiliye Vekaaleti’nin 3 Kasım 1934 günlü emriyle Türkiye’nin radyosunun yayınlarından da Türk Müziği’nin çıkarılması bu sanata indirilmiş bir başka öldürücü bir darbe olmuştur.” (Yalçın Tura)

sarı zeybek Atatürkün Müzik İnkılaplarıGörüldüğü üzere belli bir kesim müzik adamı, Atatürk’ün müzik politikalarının çok sert bir geçiş olduğunu savunup, kendi Türk Müzik repertuarının yeni kesime öğretilmediğini söyler. Dolayısıyla Türk  sanat müziğine o dönemde öksüz çocuk muamelesi yapıldığını düşünürler. Her iki eleştiride de adı geçen yasaklama olayında; olayın olduğu dönemde de çok büyük eleştiriler alan Atatürk kendini şu şekilde savunmuştur;

“Ne yazık ki benim sözlerimi yanlış anladılar, şu okunan ne güzel bir eser, ben zevkle dinledim, sizler de öyle, Ama bir Avrupalıya bu eseri, böyle okuyupta  bir zevk  vermeye imkan var mı ? Ben demek istedim ki bizim seve seve dinlediğimiz Türk bestelerini, onlara da dinletmek çaresi bulunsun, onların tekniği, onların ilmi ile, onların sazları onların orkestraları ile çaresi ne ise. Biz de Türk Musikisini milletlerarası bir sanat haline getirelim. Türk’ün nağmelerini kaldırıp atalım, sadece garp milletlerinin hazırdan musikisini alıp kendimize mal edelim, yalnız onları dinleyelim demedim, yanlış anladılar sözümü, ortalığı bir velveleye verdiler ki, ben de bir daha lafını edemez oldum” (SadiYaver Ataman)

Sonuç

Cumhuriyetin ilanıyla beraber Atatürk’ün önderliğiyle beraber yapılan yenilikler açılan kurumlar okullarla sınırlı kalmayıp, arkasından gelen nesli etkileyerek yeni batı müziğini çok güzel besteleyen ve yorumlayan sanatçılar bırakmıştır. Özellikle 1940’lı yıllardan başlayan Türk Beşleri olarak anılan ilk kuşak hafif batı müziği bestecilerimiz, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar, Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, batı müziğinin yaygınlaştırılmasında büyük rol oynamışlardır. Başlarda ulusalcılık akımından etkilenerek halk müziğini motifleri kullanmış olup, sonraları her biri kendi özgün yönlerini keşfetmişlerdir. Türk Beşleri sonrasındaki nesilleri etkileyerek günümüze kadar bir çok yetenekli bestecimizin çıkmasına ön ayak olmuşlardır.(Turan)

Ne olursa olsun Atatürk’ün büyük önem verdiği müzik devrimi, “kurumsallaşmış” ve “çok sesli” yeni bir Türk Sanat Müziği oluşturulmasını amacına yönelik hizmet etmiştir. Fakat 1950’li yıllardan sonra çok partili rejime geçilmesiyle Atatürk’ün başlattığı müzik devriminde sapmalar olmuş ve durulma dönemine girmiştir.

Kaynakça:

  • Murat Okan Öztürk, Türkiye’de Yaşanan Modernleşme Süreci ve Anadolu Yerel Müzikleri, Türkiye’de Müzik Sempozyumu, Sevda Cenap And Vakfı, Ankara 2002, s. 195.
  • Turan Sağer,http://www.zafersen.com/makale_cumhuriyet_muzik_politika_turan_sager.htm
  • Sadi Yaver Ataman, Atatürk ve Türk Musikisi, Kültür Bakanlığı, Ankara 1991
  • Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, MEB, İstanbul 1999, s. 146.
  • Ali Uçan, Türk Müzik Kültürü, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara, 2000, s. 46-50.
  • Necati Gedikli, Hindemith ve Türk Müzik Eğitiminin Temel Sorunları, Musiki Mecmuası, Sayı: 406, İstanbul, 1984, s 4-5-6.
  • Cinuçen Tanrıkorur, Türkiye’de Müzik, Musiki Mecmuası, Sayı 398, İstanbul, 1982, s. 11.
  • Yalçın Tura, Cumhuriyet Döneminde Türk Musikisi, Cumhuriyet’in Sesleri, İstanbul 1998, s. 94.
  • Necati Gedikli, Ülkemizdeki Etki ve Sonuçlarıyla Uluslararası  Sanat Müziği, İzmir 1999, s.78.

Yorum Yapın

Yukarı Çık